Türkiye ETS Yönetmeliği 27 Ağustos 2026'da Yürürlü

Türkiye ETS Yönetmeliği 27 Ağustos 2026'da Yürürlüğe Girdi

Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme, 7552 sayılı İklim Kanunu ile çizilen çerçevenin uygulama ayağını oluşturuyor ve sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasının yanında emisyon izni, tahsisat teslimi ve karbon piyasasının işleyişine ilişkin temel kuralları belirliyor.

Yönetmeliğin sanayi açısından en somut sonucu şu: EK-1 listesinde yer alan faaliyetleri yürüten ve yıllık emisyonuna göre Kategori B ya da Kategori C olarak sınıflandırılan tesisler, Türkiye ETS kapsamına alınıyor. Bu tesisler bundan sonra hem izin almak hem doğrulanmış emisyon raporu sunmak hem de emisyonları kadar tahsisat teslim etmek zorunda. Karbonun artık ölçülen değil, bilanço tarafında karşılığı olan bir kalem haline gelmesi anlamına geliyor bu.

Tesisiniz Türkiye ETS kapsamında mı, birlikte netleştirelim

Ekol Çevre'nin ETS Ön Kapsam ve Hazırlık Değerlendirmesi ile faaliyetlerinizin EK-1 kapsam analizini yapıyor, emisyon kategorinizi ön değerlendirmeye alıyor, veri ve doküman boşluklarınızı belirliyor; izleme, izin ve doğrulama hazırlıklarınızı takvime bağlıyoruz.

ETS Danışmanlığı Hizmetimiz Ön Değerlendirme Talep Edin

Yönetmelik Hangi Alanları Düzenliyor?

Metin, tek bir konuyu değil birbirine bağlı dört süreci aynı çatı altında topluyor. Birincisi izleme, raporlama ve doğrulama (MRV) düzeni; tesisin emisyonunu hangi yöntemle hesaplayacağı, hangi verileri saklayacağı ve raporunu kimin doğrulayacağı burada tanımlanıyor. İkincisi sera gazı emisyon izni; kapsamdaki tesisler için faaliyetin ön koşulu haline geliyor.

Üçüncü başlık tahsisat tarafı. Toplam üst sınırın nasıl belirleneceği, ücretsiz tahsisatın hangi ölçütlere göre dağıtılacağı ve teslim yükümlülüğünün ne zaman doğacağı yönetmelikle netleşiyor. Dördüncüsü ise piyasanın kendisi: birincil piyasada satış, ikincil piyasada işlem ve fiyat dalgalanmalarına karşı devreye girecek piyasa istikrar mekanizması.

Bu dört süreç birbirini besliyor. Doğrulanmamış bir emisyon raporu teslim yükümlülüğünü hesaplanamaz hale getiriyor, izni olmayan bir tesis ise kayıt sisteminde hesap açamıyor. Dolayısıyla hazırlığa tek bir noktadan değil, zincirin tamamına bakarak başlamak gerekiyor. Sistemin genel mantığını daha önce ETS nedir ve tesisinizi nasıl etkileyecek başlıklı yazımızda ele almıştık.

EK-1 Kapsamındaki Faaliyetler Hangileri?

Kapsam, işletmenin ticaret unvanına ya da NACE koduna göre değil, tesiste yürütülen faaliyete ve o faaliyetin kapasitesine göre belirleniyor. EK-1 listesi ağırlıklı olarak enerji yoğun üretim kollarını içeriyor:

  • Yakma tesisleri: Belirlenen anma ısıl gücü eşiğini aşan kazanlar, fırınlar ve kojenerasyon üniteleri. Ana faaliyeti enerji üretimi olmayan sanayi tesisleri de bu başlıktan kapsama girebiliyor.
  • Rafineriler ve kok fırınları: Petrol ürünleri işleme ile kok üretimi yapan tesisler.
  • Demir-çelik ve metal işleme: Metal cevheri kavurma ve sinterleme, ham demir ve çelik üretimi, sıcak haddeleme ile döküm faaliyetleri.
  • Çimento, kireç ve mineral ürünler: Klinker üretimi, kireç kalsinasyonu, alçı ve benzeri mineral bazlı üretim hatları.
  • Cam ve seramik: Cam elyafı dahil cam üretimi ile tuğla, kiremit, karo, refrakter ürün üretimi.
  • Kağıt hamuru ve kağıt: Selüloz üretimi ve kağıt-karton imalatı.
  • Kimya sanayi: Amonyak, hidrojen, soda külü ve belirli organik kimyasalların üretimi.
  • Demir dışı metaller: Alüminyum başta olmak üzere birincil ve ikincil metal üretimi.

Listedeki her faaliyetin kendine ait bir kapasite eşiği bulunuyor. Bu nedenle "sektörümüz listede geçiyor" ya da "geçmiyor" şeklindeki hızlı okumalar yanıltıcı olabiliyor; belirleyici olan tesisin fiili kurulu kapasitesi. Ar-Ge ve deneme amaçlı tesisler ile münhasıran biyokütle kullanan üniteler kapsam dışında tutuluyor. Okul, üniversite, hastane ve savunma sanayi kuruluşları da ETS yükümlülüğünden muaf.

Kategori B ve Kategori C Ayrımı Ne Anlama Geliyor?

Yönetmelik tesisleri yıllık sera gazı emisyon miktarına göre üçe ayırıyor. Kategori A, yıllık 50.000 ton CO₂ eşdeğerine kadar emisyonu olan tesisleri; Kategori B, 50.000 ile 500.000 ton arasındaki tesisleri; Kategori C ise 500.000 tonun üzerindeki tesisleri tanımlıyor.

Bu ayrım kâğıt üzerinde teknik görünse de sonucu doğrudan: Türkiye ETS kapsamına Kategori B ve Kategori C tesisleri alınıyor. Kategori A'da kalan tesisler ise izleme ve raporlama yükümlülüğünü sürdürüyor, tahsisat teslimi tarafında şimdilik yer almıyor. Yani eşiğin hemen altındaki bir tesis için de veri kalitesi önemini koruyor.

Sınıra yakın işletmelerin özellikle dikkatli olması gerekiyor. Kapasite artışı, yakıt değişimi ya da yeni bir hattın devreye alınması, tesisi bir sonraki yıl doğrudan kapsama sokabiliyor. Emisyon hesabının yalnızca doğal gaz faturasından değil; proses kaynaklı emisyonlar, kaçak emisyonlar ve yakıt karışımları dahil edilerek yapılması bu yüzden kritik. Bu hesabın nasıl kurulduğunu sera gazı ve karbon ayak izi hizmet sayfamızda ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.

Sera Gazı Emisyon İzni Nasıl Alınıyor?

Kapsamdaki her tesisin faaliyetini sürdürebilmesi için İklim Değişikliği Başkanlığından sera gazı emisyon izni alması zorunlu. İzin tesis bazlı veriliyor; aynı işletmenin farklı adreslerdeki üretim tesisleri için ayrı ayrı başvuru yapılması gerekiyor.

Başvuru elektronik ortamda, yönetmelik ekinde sayılan bilgi ve belgelerle yapılıyor. Başkanlık başvuruyu en fazla altmış gün içinde değerlendiriyor. Eksik evrak tespit edilirse bu durum başvurana bildiriliyor ve tamamlanması için süre tanınıyor; verilen sürede giderilmeyen eksiklikler başvurunun reddiyle sonuçlanabiliyor.

İzin beş yıl geçerli. Yenileme başvurusunun geçerlilik süresi dolmadan en az altı ay önce yapılması gerekiyor. Kasıtlı olarak yanlış bilgi verilmesi, faaliyetin sona ermesi ya da teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hallerinde izin iptal edilebiliyor. Mevcut tesisler için belirli bir geçiş süresi öngörülmüş durumda, ancak bu sürenin başvuru yoğunluğuyla birlikte hızla daralacağını söylemek mümkün. Geç yapılan başvurularda ise başvuru bedeli artırımlı uygulanıyor.

İzleme Metodolojisi Planı Neden Sürecin Belkemiği?

İzleme planı, tesisin emisyonunu hangi kaynaklardan, hangi hesaplama yöntemiyle ve hangi belirsizlik düzeyiyle ölçeceğini gösteren dokümandır. Doğrulayıcı kuruluş raporu incelerken önce bu plana bakıyor; plandaki yöntemle sahadaki uygulama örtüşmüyorsa rapor doğrulanmıyor.

Planın hazırlanması, çoğu tesiste sanılandan uzun sürüyor. Kaynak akışlarının tek tek listelenmesi, sayaç ve tartım cihazlarının kalibrasyon kayıtlarının toplanması, yakıt analiz sonuçlarının derlenmesi ve veri akışının kim tarafından, hangi sıklıkla kaydedildiğinin yazıya dökülmesi gerekiyor. Bu adımların çoğu, sahadaki alışkanlıkların değiştirilmesini gerektiriyor.

Alt tesis bazında hazırlanan izleme metodolojisi planları da elektronik ortamda Başkanlığa sunuluyor. Planda değişiklik gerektiren bir durum ortaya çıktığında, örneğin yakıt türü değiştiğinde ya da yeni bir emisyon kaynağı eklendiğinde, bu değişikliğin otuz gün içinde bildirilmesi gerekiyor. Kurumsal envanter altyapısını ISO 14064 sera gazı envanteri yaklaşımıyla kurmuş işletmeler bu aşamayı belirgin biçimde daha rahat geçiyor.

Raporlama ve Doğrulama Takvimi Nasıl İşliyor?

Sistem yıllık bir döngü üzerine kurulu. İşletme, bir takvim yılına ait emisyonlarını izleme planına uygun şekilde kayıt altına alıyor, yılın kapanmasının ardından emisyon raporunu hazırlıyor ve bu raporu akredite bir doğrulayıcı kuruluşa doğrulatıyor. Doğrulanmış rapor, takip eden yılın nisan ayı sonuna kadar Başkanlığa sunuluyor.

Doğrulama, evrak üzerinde yapılan bir kontrol değil. Doğrulayıcı kuruluş saha ziyareti gerçekleştiriyor, ölçüm noktalarını görüyor, veri akışını kaynağından takip ediyor ve tutarsızlık tespit ederse bulgu açıyor. Kapatılmayan bulgular olumsuz görüşe dönüşüyor. Doğrulayıcı kuruluşların TÜRKAK akreditasyonuna sahip olması ve işletmeden bağımsız olması şart.

Takvimin ikinci ayağı teslim yükümlülüğü. İşletmeler, doğrulanmış emisyon raporlarındaki miktara denk gelen tahsisatı yükümlülük yılının kasım ayının son iş gününe kadar teslim ediyor. Teslim edilmeyen tahsisat ortadan kalkmıyor; telafi yılında teslim edilmesi gereken miktara ekleniyor ve yaptırım ayrıca uygulanıyor.

Tahsisat ve Karbon Piyasası Nasıl Çalışacak?

Tahsisatlar, İşlem Kayıt Sistemi üzerinden dağıtılıyor ve her tesis için işletme adına açılan hesaplarda tutuluyor. Dağıtımın iki yolu var: üretim düzeyi ile emisyon yoğunluğu ölçütlerine göre yapılan ücretsiz tahsis ve birincil piyasada gerçekleştirilen satışlar. Ücretsiz tahsisin kapsamı ve oranı Ulusal Tahsisat Planı ile belirleniyor.

İkincil piyasada tahsisatlar sürekli işlem yöntemiyle alınıp satılabiliyor. Piyasanın işletimi enerji piyasalarında deneyimli altyapı üzerinden yürütülüyor ve fiyatın aşırı dalgalanmasına karşı bir istikrar rezervi öngörülüyor. Emisyonunu düşüren tesis elindeki fazla tahsisatı satabiliyor, azaltım yapamayan tesis ise açığını piyasadan kapatmak zorunda kalıyor.

Bu yapı, karbon maliyetini yatırım kararlarının içine taşıyor. Verimlilik yatırımının geri dönüş hesabı artık yalnızca enerji tasarrufuyla değil, satılabilir tahsisat ya da kaçınılan alım maliyetiyle birlikte yapılıyor. İhracatçı işletmeler için ayrıca bir boyut daha var: Türkiye'de ödenen karbon bedelinin Avrupa Birliği'ne yapılan bildirimlerde nasıl dikkate alınacağı, SKDM ve ETS ilişkisi açısından doğrudan belirleyici.

Yükümlülükler Yerine Getirilmezse Ne Oluyor?

Yaptırımların dayanağı 7552 sayılı İklim Kanunu. Emisyon iznini almadan faaliyet yürütmek, emisyon raporunu süresinde sunmamak, doğrulama yükümlülüğünü yerine getirmemek ve tahsisat teslim etmemek ayrı ayrı idari para cezasına konu oluyor.

Ceza tutarları ihlalin türüne göre değişiyor; yüz binlerce liradan başlayıp milyonlarca liraya ulaşan bir aralıkta seyrediyor ve ETS kapsamındaki tesisler için artırımlı uygulanabiliyor. Tutarlar her yıl yeniden değerleme oranıyla güncelleniyor, dolayısıyla ertelenen her yükümlülüğün maliyeti kendiliğinden artıyor.

Mali yaptırım tek risk değil. İzni iptal edilen ya da yükümlülüğünü sürüncemede bırakan tesisler, izin yenileme ve kapasite artışı süreçlerinde zorlanıyor. Yeşil finansman başvurularında, tedarikçi denetimlerinde ve sürdürülebilirlik raporlamalarında da doğrulanmış emisyon verisi bulunmaması ciddi bir eksiklik olarak değerlendiriliyor. İdari yaptırımlara karşı izlenebilecek hukuki yollar için çevre para cezasına itiraz süreci yazımıza bakabilirsiniz.

Kapsamdaki İşletmeler İçin Öncelikli Hazırlık Adımları

Pilot dönemin kapsamı ve uygulama ayrıntıları ayrıca belirlenecek olsa da beklemenin bir karşılığı yok. Veri altyapısı kurmak, izin almaktan çok daha uzun süren bir iş. İlk aşamada şu başlıkların netleştirilmesi gerekiyor:

  • Kapsam analizi: Tesiste yürütülen faaliyetlerin EK-1 listesiyle ve kapasite eşikleriyle karşılaştırılması.
  • Kategori ön değerlendirmesi: Son yılların emisyon verisiyle tesisin Kategori A, B ya da C'de konumlanacağının belirlenmesi.
  • Emisyon kaynağı envanteri: Yakma, proses ve kaçak emisyon kaynaklarının eksiksiz listelenmesi.
  • Veri ve doküman boşluk analizi: Sayaç, kalibrasyon, yakıt analizi ve üretim kayıtlarının izleme planı gereklerine göre gözden geçirilmesi.
  • İzin ve izleme planı hazırlığı: Başvuru dosyasının ve izleme metodolojisi planının zamana yayılarak hazırlanması.
  • Doğrulama provası: İlk resmî doğrulamadan önce iç kontrol yapılarak bulgu riskinin azaltılması.

Kısacası yönetmelik, sanayi tesisleri için yeni bir uyum başlığından fazlasını getiriyor. Emisyon verisi artık üretim maliyetinin bir parçası ve bu verinin doğruluğu doğrudan mali sonuç doğuruyor. Hazırlığa erken başlayan işletmeler hem izin sürecini rahat tamamlıyor hem de azaltım fırsatlarını maliyet baskısı altında değil, planlı biçimde değerlendirebiliyor.

paylaş

Yorum Yapın