Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği

Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği: Kimler Kapsamda?

Bir yatırımın gerçekten çevre dostu olup olmadığına bugüne kadar çoğunlukla firmaların kendi beyanıyla karar veriliyordu. 24 Eylül 2026 tarihli ve 33380 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği bu durumu değiştirdi. Artık hangi ekonomik faaliyetin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceği, ortak ve resmi bir sınıflandırma sistemine bağlandı. Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girdi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından hazırlandı.

Düzenlemenin sanayi ve finans tarafındaki en somut karşılığı şu: 16 sektör ve 137 ekonomik faaliyet için "yeşil" tanımının sınırları çizildi. Bir faaliyetin bu etiketi taşıyabilmesi için üç şartı aynı anda karşılaması gerekiyor. Yönetmeliğin dayanağı 7552 sayılı İklim Kanunu ve arka planında 2021'de açıklanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı var. Bu yazıda taksonominin ne getirdiğini, kimleri ilgilendirdiğini ve işletmelerin şimdiden hangi hazırlıkları yapması gerektiğini sırayla ele alıyoruz.

Faaliyetleriniz Yeşil Taksonomiye uyumlu mu, birlikte değerlendirelim

Ekol Çevre uzmanları, faaliyetlerinizi 137 ekonomik faaliyet listesi ve teknik tarama kriterleriyle karşılaştırır; önemli katkı, önemli zarar vermeme ve asgari sosyal koruma şartları açısından uyum durumunuzu raporlar, yeşil finansmana erişiminiz için gereken hazırlığı sizin adınıza yürütür.

Yeşil Finansman Uyum Paketimiz Ücretsiz Ön Değerlendirme Alın

Yeşil Taksonomi Nedir ve Neden Çıkarıldı?

Taksonomi kelimesi biyolojiden ödünç alınmış bir sınıflandırma kavramı. Yeşil taksonomi ise bir ekonomik faaliyetin çevreye katkı sağlayıp sağlamadığını ölçen ortak bir dil olarak düşünülebilir. Sürdürülebilir yatırımlar için hazırlanmış bir sözlük gibi çalışıyor; herkesin aynı ölçütlere bakarak "bu faaliyet yeşil mi, değil mi" sorusuna cevap vermesini sağlıyor.

Bu ortak dilin en önemli işlevi, piyasadaki belirsizliği ortadan kaldırmak. Bugüne kadar bir şirketin kendini "çevreci" ilan etmesinin önünde ölçülebilir bir engel yoktu. Yönetmelik, tam da bu noktaya yönelik olarak "yeşile boyama" yani greenwashing kavramını tanımlıyor ve gerçek dışı çevrecilik iddialarının önüne geçmeyi hedefliyor. Yatırımcı, bankacı ve düzenleyici artık aynı çerçeveden bakabiliyor.

İkinci amaç finansmanla ilgili. Uluslararası yeşil finansman havuzları, fon aktaracakları projelerin belli kriterleri sağlamasını istiyor. Ortak bir sınıflandırma olmadığında Türkiye'deki sanayici bu havuzlardan pay almakta zorlanıyordu. Taksonomi sayesinde bir yatırımın uluslararası ölçütlerle uyumlu olduğunu göstermek kolaylaşıyor, bu da düşük maliyetli finansmana erişimi güçlendiriyor. Konunun finansman boyutunu daha önce yeşil finans nedir yazımızda detaylandırmıştık.

Üçüncü gerekçe uyum. Avrupa Birliği yıllardır kendi taksonomisini uyguluyor ve bu sistem sınır ötesi ticaretten yatırım kararlarına kadar pek çok alanda referans alınıyor. Türkiye'nin düşük karbonlu ekonomiye geçişini kolaylaştırmak ve AB'nin iklim standartlarıyla uyumu güçlendirmek, yönetmeliğin açıkça belirtilen amaçları arasında. Bu yönüyle taksonomi, Yeşil Mutabakat kapsamında atılan somut adımlardan biri.

Yönetmeliğin Kapsamı: 16 Sektör, 137 Ekonomik Faaliyet

Yönetmeliğin ekinde taksonomi kapsamına giren faaliyetler tek tek sıralanmış durumda. Kapsam belirlenirken işletmenin ticaret unvanına ya da NACE koduna değil, tesiste fiilen yürütülen faaliyete bakılıyor. Yani "sektörümüz listede var" demek, otomatik olarak yeşil sayılmak anlamına gelmiyor.

Hazırlık sürecinde öncelikle AB Taksonomisi'nde yer alan faaliyetler esas alınmış. Ancak Türkiye'nin ekonomik yapısı gereği kritik önem taşıyan tarım ve turizm sektörleri, AB'den farklı olarak listeye eklenmiş. İlerleyen dönemde kapsama girecek yeni sektör ve faaliyetler ise Teknik Uzman Grubu ile Türkiye Taksonomi Komitesi'nin çalışmalarıyla belirlenecek. Dolayısıyla liste sabit değil, zamanla genişleyecek bir yapıda kurgulanmış.

Ekte yer alan faaliyet yelpazesi oldukça geniş. Güneş, rüzgâr, jeotermal ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji üretiminden batarya ve hidrojen ekipmanı imalatına, atıksu arıtmadan elektrikli ve elektronik ekipman üretimine, ormancılıktan sulak alan restorasyonuna kadar pek çok başlık kapsamda. Demir-çelik üretimi, imalat sanayii ve enerji üretimi de listede yer alan alanlar arasında.

Kapsamla ilgili en kritik ayrım, "uygun faaliyet" ile "uyumlu faaliyet" arasındaki fark. Uygun ekonomik faaliyet, yönetmeliğin ekindeki listede yer alan faaliyeti ifade ediyor. Bir faaliyetin listede bulunması, çevresel sürdürülebilirlik şartlarını sağladığının kabul edildiği anlamına gelmiyor. Taksonomiyle uyumlu sayılmak için ilerleyen bölümde anlatacağımız üç şartın birlikte karşılanması gerekiyor. Bu ayrımı en baştan doğru kavramak, sonraki tüm değerlendirmenin temelini oluşturuyor.

Yeşil Sayılmanın Üç Şartı: Katkı, Zarar Vermeme ve Sosyal Koruma

Yönetmelik, bir faaliyetin taksonomiyle uyumlu kabul edilebilmesi için üç şartın eşzamanlı olarak sağlanmasını istiyor. Bu üç şart birlikte değerlendiriliyor; birinin eksik kalması, faaliyetin yeşil etiketini kaybetmesi için yeterli.

Şartların ne olduğunu ve neyi ölçtüğünü şöyle sıralayabiliriz:

  • Önemli Katkı: Faaliyet, yönetmelikte belirlenen altı çevresel hedeften en az birine önemli ölçüde katkı sağlamalı. Katkının ölçüsünü ise İklim Değişikliği Başkanlığı'nın yayımlayacağı teknik tarama kriterleri belirliyor.
  • Önemli Zarar Vermeme (DNSH): Faaliyet, bir hedefe katkı sağlarken diğer çevresel hedeflerin hiçbirine önemli ölçüde zarar vermemeli. Örneğin sera gazını azaltan bir üretim, su kaynaklarını ya da biyoçeşitliliği tehdit ediyorsa bu şart karşılanmamış olur.
  • Asgari Sosyal Koruma: Faaliyet, çalışma yaşamındaki temel hakları ve insan haklarını gözeten asgari sosyal koruma önlemlerine uymalı. Bu şart, taksonomiyi salt çevresel bir kontrol listesi olmaktan çıkarıp sosyal boyutu da içine alan bütünlüklü bir değerlendirmeye dönüştürüyor.

Bu üçlü yapının pratik sonucu net: yeşil etiketi kolay verilen bir rozet değil. Bir faaliyet, çevreye katkı sağladığını göstermenin yanında hem başka çevresel alanlara zarar vermediğini hem de sosyal koruma standartlarını karşıladığını kanıtlamak zorunda. Bu nedenle işletmelerin yalnızca üretim tarafına değil, çevresel ve sosyal performanslarının bütününe bakması gerekiyor. Sosyal koruma tarafındaki hazırlık için sosyal uygunluk denetimleri süreçleri işletmelere önemli bir altyapı sunuyor.

Altı Çevresel Hedef Neyi Kapsıyor?

Yönetmeliğin merkezinde altı çevresel hedef yer alıyor. "Önemli katkı" şartının ölçüldüğü referans noktaları bunlar. Bir faaliyet, bu hedeflerden en az birine belirgin bir katkı sunmadıkça taksonomiyle uyumlu sayılamıyor.

Birinci hedef sera gazı emisyonlarının azaltımı. İklim değişikliğiyle mücadelenin en doğrudan başlığı olan bu hedef, üretim süreçlerinde karbon salımını düşüren yatırımları kapsıyor. Emisyon hesabının doğru kurulması bu noktada belirleyici; işletmelerin sera gazı ve karbon ayak izi çalışmalarını sağlam bir veri temeline oturtması gerekiyor. İkinci hedef iklim değişikliğine uyum; yani değişen iklim koşullarına karşı dayanıklılık kazandıran faaliyetler.

Üçüncü ve dördüncü hedefler doğal kaynaklarla ilgili. Su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması, su verimliliğini artıran ve kirliliği önleyen yatırımları öne çıkarıyor. Döngüsel ekonomiye geçiş ise atığın kaynağında azaltılmasını, yeniden kullanımı ve geri kazanımı kapsıyor. Bu alandaki yatırımlarını büyütmek isteyen işletmeler için geri kazanım tesisleri kurulum danışmanlığı süreçleri doğrudan taksonomiyle örtüşen bir hazırlık sağlıyor.

Beşinci hedef kirliliğin önlenmesi ve kontrolü. Hava, su ve toprak kirliliğini kaynağında engelleyen faaliyetler bu başlıkta değerlendiriliyor. Altıncı hedef ise biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ile restorasyonu; doğal habitatların iyileştirilmesine yönelik yatırımları içeriyor. Bu altı hedef bir arada, çevresel sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını kapsayacak biçimde tasarlanmış.

Teknik Tarama Kriterleri ve Fosil Yakıtların Durumu

Bir faaliyetin çevresel hedeflerden birine gerçekten "önemli ölçüde" katkı sağlayıp sağlamadığına nasıl karar verilecek? Bu sorunun cevabı teknik tarama kriterlerinde. Bu kriterler, her faaliyet için katkının eşiğini ve ölçüm yöntemini tanımlıyor. Yönetmelik, kriterlerin mümkün olduğunca niceliksel, bilimsel kanıtlara dayalı, doğrulanabilir ve faaliyetlerin yaşam döngüsü etkilerini dikkate alan bir yapıda olmasını öngörüyor.

Teknik tarama kriterlerini İklim Değişikliği Başkanlığı belirleyecek ve resmi internet sitesinde yayımlayacak. Kriterlerde yapılacak güncellemeler ise izleyen yıldan itibaren geçerli olacak. Bu yapı, işletmelere değişikliklere uyum için zaman tanırken sistemin bilimsel gelişmelere paralel güncellenmesine de imkân veriyor.

Fosil yakıtlar konusunda yönetmelik net bir çizgi çekiyor. Kömür gibi katı fosil yakıtların kullanıldığı üretim faaliyetleri hiçbir koşulda sürdürülebilir sayılmıyor. Bu, taksonominin en keskin kırmızı çizgilerinden biri. Öte yandan bazı nükleer enerji faaliyetleri ile fosil gaz yakıtlarından elektrik üretimi ve belirli ısıtma-soğutma uygulamaları, emisyon azaltımı bölümünde koşullu biçimde ele alınıyor. Yani her fosil kaynak aynı kategoride değerlendirilmiyor; kömür mutlak dışarıda bırakılırken doğal gaz gibi bazı kaynaklar belirli şartlarla değerlendiriliyor.

Bu ayrım, geçiş dönemindeki bir ekonominin gerçekliğini yansıtıyor. Türkiye'nin enerji yapısı bir günde değişmeyeceği için yönetmelik, tamamen yenilenebilir olmayan ama daha düşük karbonlu seçenekleri belirli koşullarla sisteme dahil ediyor. İşletmelerin kendi enerji ve üretim süreçlerini bu ölçütlerle karşılaştırması, hangi tarafta konumlandıklarını görmeleri açısından ilk adım.

Kimler Raporlama Yapacak? Reel Sektör ve Finans Ayrımı

Yönetmeliğin raporlama tarafı ikili bir yapıda kurgulanmış. Reel sektör ile finans sektörü için farklı esaslar ve farklı takvimler geçerli. Bu ayrımı doğru anlamak, işletmenin kendi yükümlülüğünü isabetli değerlendirmesi için kritik.

Reel sektör için raporlama gönüllülük esasına dayanıyor; yani bir üretim tesisi için taksonomi raporlaması bugün itibarıyla yasal bir zorunluluk değil. Reel sektörün raporlama usul ve esasları İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından belirlenecek. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var: bankalar ve finans kuruluşları, yeşil finansman talep eden şirketlerden raporlama isteyebilecek. Dolayısıyla gönüllülük, pratikte finansmana erişmek isteyen firmalar için fiili bir gerekliliğe dönüşebilir.

Finans sektöründe ise durum farklı. Yönetmeliğin 13. maddesi bankaları, aracı kurumları, yatırım ortaklıklarını, portföy yönetim şirketlerini, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketlerini raporlama yükümlülüğü kapsamında sayıyor. Bu kuruluşların raporlama usul ve esasları ile şablonları, ilgili alanlarına göre Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından belirlenecek.

Finans sektörü için önemli bir geçiş süresi tanınmış. Yönetmeliğin geçici maddesi, bu kuruluşların 1 Ocak 2029 tarihine kadar taksonomi raporlaması yapmak zorunda olmadığını açıkça düzenliyor. Yani yönetmeliğin bugün yürürlüğe girmesi, zorunlu finansal raporlamanın bugün başladığı anlamına gelmiyor. Bu tarihten sonra bankalar ve finans kuruluşları, kredi ve yatırım portföylerinin ne kadarının "yeşil" olduğunu açıklamak durumunda kalacak. Bu da reel sektöre kredi verirken taksonomi uyumunu bir kriter olarak masaya getirmelerine yol açacak.

Raporlamada Yüzde 10 Eşiği ve Anahtar Göstergeler

Taksonomi raporlaması, bir şirketin faaliyetlerinin ne ölçüde yeşil olduğunu somut sayılarla ortaya koyuyor. Ölçüm, üç anahtar performans göstergesi üzerinden yapılıyor: hasılat, yatırım harcaması ve işletme giderleri. Şirket, uygun ve uyumlu faaliyetlerinin bu üç kalem içindeki payını izliyor ve raporluyor.

Yönetmelik, reel sektör raporlamasında pratik bir kolaylık da getiriyor. Ek listedeki uygun faaliyetlerden kaynaklanan hasılatın, yatırım harcamasının veya işletme giderinin ilgili toplam içindeki payı yüzde 10'un altında kaldığında, o anahtar performans göstergesi raporlamaya dahil edilmeyebilecek. Bu hüküm, çok küçük paya sahip faaliyetlerin raporlama yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.

Burada bir yanlış anlaşılmayı önlemek gerekiyor. Yüzde 10 eşiği, şirketin tamamının taksonomiyle uyumlu sayılması ya da bütün raporlama şartlarından muaf tutulması anlamına gelmiyor. Yalnızca ilgili göstergenin raporlama kapsamına alınmasına ilişkin bir esneklik sağlıyor. Şirketin genel raporlama yükümlülüğü ve diğer göstergelerdeki sorumluluğu devam ediyor.

Bu gösterge temelli yapı, taksonomiyi soyut bir sınıflandırma olmaktan çıkarıp bilanço ve gelir tablosuyla ilişkilendiriyor. Bir yatırımın yeşil olup olmadığı, artık şirketin finansal tablolarında izlenebilir bir kalem haline geliyor. Bu da doğru veri altyapısı kuran işletmeleri, kurumsal sürdürülebilirlik raporu hazırlığında bir adım öne taşıyor.

Taksonominin ETS, SKDM ve Diğer Düzenlemelerle İlişkisi

Yeşil taksonomi, tek başına duran bir düzenleme değil. Türkiye'nin son yıllarda hızla genişleyen iklim ve çevre mevzuatının bir parçası ve diğer düzenlemelerle iç içe çalışıyor. İşletmelerin bu bağlantıları görmesi, farklı yükümlülükleri tek bir uyum stratejisi altında birleştirmesini sağlıyor.

En doğrudan ilişki emisyon verisi tarafında. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamındaki tesisler zaten doğrulanmış emisyon verisi üretiyor. Taksonominin "önemli katkı" ve "önemli zarar vermeme" şartları da benzer bir veri altyapısı gerektiriyor. ETS için kurulan izleme ve raporlama düzeni, taksonomi hazırlığını belirgin biçimde kolaylaştırıyor. Sistemin işleyişini ETS nedir ve tesisinizi nasıl etkileyecek yazımızda ayrıntılı ele almıştık.

İkinci bağlantı ihracatçı işletmeler için önem taşıyor. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), AB'ye ihracat yapan üreticilerden karbon verisi talep ediyor. Taksonomi ile SKDM, aynı temel veriye dayandığı için birlikte yürütüldüğünde işletmenin iş yükü azalıyor. SKDM ve ETS ilişkisi tarafındaki hazırlık, taksonomi uyumunu da destekliyor.

Üçüncü olarak taksonomi, sürdürülebilirlik raporlaması ve ESG performansıyla iç içe geçiyor. Yatırımcı ve finans kuruluşları, bir şirketin çevresel ve sosyal performansını bütünsel olarak değerlendirirken taksonomi uyumunu da dikkate alacak. Bu nedenle ESG puanı ve sürdürülebilirlik raporu çalışmalarını taksonomiyle uyumlu bir çerçevede yürütmek, işletmelere birden fazla alanda karşılık veren bir yatırım oluyor.

İşletmeler İçin Öncelikli Hazırlık Adımları

Finans sektörü için zorunlu raporlamanın 2029'da başlayacak olması, hazırlığı ertelemek için bir gerekçe değil. Çünkü kredi ve finansman süreçlerinde taksonomi uyumunun sorulmaya başlaması, bu tarihten çok daha önce gerçekleşecek. Veri altyapısı kurmak ise kısa sürede tamamlanan bir iş değil. İlk aşamada netleştirilmesi gereken başlıklar şunlar:

Öncelikle bir kapsam analizi yapmak gerekiyor. Tesiste yürütülen faaliyetlerin yönetmelik ekindeki 137 faaliyet listesiyle karşılaştırılması, işletmenin taksonomi kapsamında olup olmadığını ortaya koyar. Bu analiz, "uygun faaliyet" tespitinin ilk adımı.

İkinci adım, teknik tarama kriterlerine göre bir uyum değerlendirmesi. Faaliyet listede yer alsa bile, üç şartı (katkı, zarar vermeme, sosyal koruma) karşılayıp karşılamadığı ayrıca incelenmeli. Bu değerlendirme, emisyon verisi, su kullanımı, atık yönetimi ve sosyal koruma performansı gibi çok sayıda veriyi bir araya getirmeyi gerektiriyor.

Üçüncü olarak veri ve doküman altyapısının kurulması geliyor. Hasılat, yatırım harcaması ve işletme gideri kalemlerinin taksonomi göstergelerine göre ayrıştırılabilir hale getirilmesi, muhasebe ve sürdürülebilirlik ekiplerinin ortak çalışmasını gerektiriyor. Bu altyapıyı erken kuran işletmeler, hem finansman başvurularında hem de ileride gelebilecek zorunluluklarda avantajlı konuma geçiyor. Süreci baştan doğru kurgulamak için yeşil finansman hazırlık ve uyum paketi kapsamındaki hizmetler bütünlüklü bir yol haritası sunuyor.

Kısacası Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, sürdürülebilirliği beyandan çıkarıp ölçülebilir ve doğrulanabilir bir çerçeveye taşıyor. "Yeşilim" demek artık yeterli olmayacak; bu iddianın teknik kriterlerle kanıtlanması gerekecek. Erken hazırlanan işletmeler için bu düzenleme bir yük değil, uluslararası finansmana ve rekabet avantajına açılan bir kapı. Kendi faaliyetlerinizin taksonominin neresinde durduğunu netleştirmek, atılacak ilk ve en önemli adım.

paylaş

Yorum Yapın